Japonya’da yaklaşık 20 yıl süren uzun vadeli klonlama araştırması, bu teknolojinin sınırlarını net biçimde ortaya koydu. Tek bir fareden başlayarak ardışık klonlama yöntemiyle sürdürülen deneyde, toplam 58 nesil üretildi. Ancak son nesilde doğan klon fareler, ciddi genetik bozulmalar nedeniyle bir gün bile yaşayamadı.

Araştırmada, klonlama işlemi her nesilde aynı DNA’nın yeniden kopyalanmasıyla gerçekleştirildi. İlk 20–25 nesil boyunca klonlar neredeyse kusursuz görünürken, ilerleyen süreçte genetik hatalar birikmeye başladı. Özellikle 25. nesilden sonra kromozom kayıpları ve mutasyon oranlarında belirgin artış gözlemlendi.

Bilim insanları bu süreci Muller's ratchet (Muller’ın mandalı) teorisiyle açıklıyor. Bu teoriye göre eşeysiz çoğalan canlılarda zararlı mutasyonlar zamanla birikir ve geri döndürülemez bir genetik yük oluşturur. Deney sonuçları, memelilerde de benzer bir mekanizmanın işlediğini gösterdi.

Toplamda 1.200’den fazla fare üzerinde yapılan çalışma, klonlamanın kısa vadede uygulanabilir olsa da uzun vadede sürdürülebilir bir yöntem olmadığını ortaya koyuyor. Özellikle türlerin devamlılığı için tek başına yeterli bir çözüm olmadığı vurgulanıyor.

Araştırmacılar, klon bireylerin normal yollarla üremesi durumunda genetik çeşitliliğin yeniden kazanılabildiğini ve mutasyon etkisinin kısmen dengelendiğini de belirtiyor. Bu durum, klonlamanın ancak doğal üreme ile birlikte kullanıldığında anlamlı bir araç olabileceğini gösteriyor.

Sonuçlar, özellikle nesli tükenme tehlikesi altındaki türlerin korunmasında klonlamaya bağlanan umutların yeniden değerlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.