Yerin metrelerce altı ıslak nemli toprakla örtülü olan buralar, çölleştirilerek üstü betonlanıp havalimanı yapılacak. Doğanın sonradan alacağı intikamı hep birlikte göreceğiz, eğer bu katliamın önüne geçilemezse.
Devletin başına kimin oturacağı üzerine kitlenen medya, toplum bu katliam boyutundaki çevre talanından dikkatleri uzaklaştırıldığı ölçüde, katliamcılar işlerini engelsiz yürütüyorlar. Bu katliamları legalleştirip kanunlaştırarak adını 2B koydular. Önce yak, yaktır sonra git üstüne kon. Bununla da yetinmediler, doğrudan göz göre göre Trakya bölgesini yok etmekte dolu dizgin doğaya saldırılarını sürdürüyorlar. Çevre sorunları üzerine daha önce yazılarımda, insana doğaya karşı sonuçları ölümcül olan hiçbir iş'te çalışmayı kabul etmemeyi, çalışanların doğrudan çevre katliamının cellatları olacağını belirtmiştim. Birkaç hafta önce de Boğaz'a hançer gibi sapladıkları beton bloklardan üç kişinin düşerek öldüğü haberini okumuştuk.
Felaketlerin büyüğünü bugün göremeyen %43'lük millet'le sesini çıkartmayanlar, kısa süre sonra ağızlarını havaya açarak ölüyoruz biraz hava biraz su diye yollara düşecekler. Bunu şimdiden görmek için müneccim olmaya gerek yok.
Bir hafta önce Milletin a.mına koyarım diyen alçağın Boğaz'da çıkarttığı yangın üzerine yazdığım yazıdan bir paragrafı aşağıda okuyabilirsiniz. Dün Radikal'de Birgün Gazetesi'den Olgu Kundakşı'nın haberine dayanılarak verilen haberde: Cengiz İnşaat’ın sahibi olduğu Hüseyin Avni Paşa Korusu’ndaki Hüseyin Avni Paşa Köşkü’nü kül eden yangınla ilgili itfaiye raporu kundaklama şüphelerini artırdı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı Anadolu Yakası İtfaiye Müdürlüğü tarafından yangından üç gün sonra hazırlanan raporda, yangının çıkış nedeninin belirlenemediği, yapılan araştırmada yangına neden olabilecek herhangi bir unsura rastlanılmadığı belirtiliyor.
Antalya’da, Boğaz’daki tarihi yapıdaki yangınların dikkatsizlik sonucu çıktığını düşünüyorsanız bu; Milletin a..mına koyuyum diyen alçağın tuzağına düştüğünüz anlamına gelir. 2B’(*)lerle ele geçirilen toprakların üstünde de bir zamanlar ormanlar, göller vardı. Yaktılar, yıktılar sonrasında da buraların böyle vasıfları yok, kalmadı diyerek üstüne saltanatlarının sembolü villalarını hotellerini diktiler. Her insanın yaşının bir gün gelip dayanacağı yaşının erken ya da geç yaşlarında kara toprağa döneceğini biliyor ve karşı duramıyoruz. Bu doğum, yaşam, ölüm sarmalında ortaya çıkışımızın asıl nedeni, bizleri doğuran ana-babalarımızdan önce, onların da var olmalarının hazır koşulu olan yeryüzü yuvarlağı gezegenimiz Dünya'yla, onun da kendi çevresinde dönüp döndürülmesini sağlayan evrenin varlığıdır.
2B'NİN EKOLOJİK, EKONOMİK, ETİK, POLİTİK ANLAMI
Yağmanın, talanın adı olan 2B'nin Ekoljik anlamının sonuçta ki, sonuna geldik, bu topraklarda yaşayamayacağımız demektir. Çölde yaşanmayacağına göre, önümüzdeki yıllarda toplu göçlere gebe dönemden geçiyoruz.
Ekonomik olarak bu doğa katliamlarını yapanların İsviçre bankalarındaki hesapları kabarırken, yaşamak alanları her alanda daralan halkın bankalara borçları kabarmaktadır.
Etik yanı üzerine söyleyecek söz bulamadığım için, bu konudaki duygu ve düşüncelerinizi en sunturlusundan öfkenizi kattığınız sövgülerinizi yazın ve herkesin görebileceği yerlere asın. Boşamak için değil, öfkemizi milyonlarca çoğalarak büyütüp üzerlerine boşaltmak için, günde beş vakit biz de, bizi var eden doğanın yaşatılması için, doğaya iman etmenin gereği olarak.
2B politik olarak; doğanın da insanın da yıkımlarla, baskılarla sonunun getirilmesidir. Bunun için Parlemento'nun 2B yasalarını tüm ülkeyi kapsayacak kadar geniş tutarak, yeni faşist yasaları peş peşe çıkartmalarının da anlamı budur.
İnternet'te 2B'yi tıkladığınızda, karşınıza emlakçı güruhunun reklamlarıyla kaşılaşırsınız. Söz konusu alanlardaki talanı kışkırtan Emlaçıların ne yaptıklarını kadın, çocuk, uyuşturucu, silah satışına aracılık edenlere benzetebilirsiniz. Onların satışına aracılık ettikleri toprağın, suyun, havanın, manzaranın, ormanın ölümüne neden olan bu işlerinin adını, bilinen peşkeş çekmek mesleklerinin en alçakçası olduğunu söylebiliriz. Meslek diye doğanın ırzına geçilmesinin pazarlanmasının adı EMLAKÇILIK'sa, bu da o sınıfa girer. Hangi boydan, hangi soydan olursa olsun toprağın zorla yok edilerek ırzına geçilmesi aracılığının adının, doğanın satışının yaşam alanlarımızın satışı olduğunun bilinmesi gerekir.
Dilimi ne kadar sivriltsem de, uçlarını sivrilterek gözümüze götümüze soktukları gökdelenlerini, mermilerini, vergilerini delecek sivriliğe ulaştıramadığımızda, yani sözlerimizi ete kemiğe büründüremediğimizde, yüreklerimizle birlikte üstünde yaşadığımız doğada açtıkları yıkımın deliklerinde kapbolup gideceğiz, onursuzca.
İstanbul'da 18.233 hektar 2B arazisi var. Türkiye'de toplam 473.419 hektar 2B arazisi bulunuyor. Uygulamadan yararlanacak yerler arasında ilk sırayı 45.548 hektarla Antalya alıyor. Bu ili 39.287 hektarla Mersin izliyor. Balıkesir'de 34.887, Ankara'da 31.706, Muğla'da 29.138, İstanbul 'da 18.233, İzmir'de de 14.772 hektar arazi bu kapsamda yer alıyor. Eskişehir, Kırklareli, Tekirdağ, Manisa ile Samsun ve Bursa gibi şehirler de kapsam içinde. Düzenlemeden, arazilerinin önemli kısmı 2B kapsamında bulunan İstanbul Sultanbeyli, Ümraniye ve Beykoz gibi ilçelerin etkilenmesi bekleniyor. İstanbul'da Beykoz başta olmak üzere Ümraniye, Sultanbeyli, Çekmeköy, Şile, Şişli, Sarıyer, Eyüp ilçelerinde 2B arazileri bulunuyorMUŞ. Şişli'ye bağlı Ayazağa, Sarıyer'e bağlı Kilyos, Zekeriyaköy, Bahçeköy, Eyüp'e bağlı Göktürk, Kemerburgaz Avrupa yakasında öne çıkan semtler arasında.
YAKILMIŞ ORMAN
Aşağıda Uzman(!) görüşlerini, o zamanlar Hürriyet'te çalışan Seda TABAK'ın yazısından kısaltarak özetledim.
BİR EMLAKÇI GÖZÜNDEN: Hem bürokratik sıkıntıyı ortadan kaldıracak hem de kaynak sağlayacak!
2B arazilerinin genel kanının aksine orman arazisi olmadığının altını çizen İnanlar İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Serdar İnan: Bu araziler zamanında orman vasfını yitirmiş, tarım yapılan arazilerdi. Devlet bu arazilerin kullanım hakkını üstündeki kullanıcıya zamanında zaten teslim etmiştir. Şu an yapılması gereken zaten hak sahibi olmuş halka hakkının teslimi işlemidir. 2B arazilerinin satışı ile devlet hem bürokratik bir sıkıntıyı ortadan kaldıracak, hem de ciddi bir kaynak sağlayacaktır. .Bu manada satışın başlamadığı her geçen gün toplum ekonomisi adına da bir kayıptır.
CHP: 2B'de mülkiyet sorununu çözeceğiz!
CHP 2B satışına esas olacak kadastro çalışmalarının yapılmasını sağlayan 5831 ve 5841 sayılı yasaların bazı hükümlerini Anayasa mahkemesine iptal amaçlı olarak götürmüştü. Ancak CHP'li Akif Hamzaçebi 20 Mart'ta bu konuda enteresan bir çıkış yaptı. Hamzaçebi: İstanbul'a büyük göçler olmuş, büyük göçlerin yarattığı konut ihtiyacı imarlı arsa üretimiyle karşılanamadığı için 2B arazileri konut yapımına açılmış ve bugün 2B arazilerinde büyük bir yerleşim meydana gelmiş şehirler oluşmuştur. Kasabalar oluşmuştur. Caddeler, bulvarlar açılmıştır. Kamu binaları yapılmıştır. Vatandaşlar evler yapmıştır. Hala bu sorun yokmuş gibi yaşamak, buraları orman olarak görmek son derece yanlıştır.
BİR HUKUÇU: Devlet kazançlı çıkacak!
AK Parti ve CHP 2B arazilerinin vatandaşa satılması konusunda büyük anlamda görüş birliğine vardığı görüşünde olan Hukukçu Cihangir Dönmez: 2B yasası çıktığında her halükarda devletin karlı çıkacaktır. Arsalar 10 kat değer kazanacak. Bu yasaya karşı olan çevrelerin, tapulu 2B arazileri konusunda ısrarla konun uzağında durarak olayı 'orman yağması' olarak niteleyip bu yasayla ormanların satıldığı, yağma edildiğini söylememeliler. Buralara yerleşek olanlar dikecekleri yeni ağaçlarla buraları ormanlaştıracakları için, orman yağması yasası olarak değil, orman dışına çıkarılan alan kadar yeniden orman kazandıran yasa olarak anılacaktır.
DAHA BU BAŞLANGIÇ(2 ESKI-YENI BOGAZ KOPRUSU FOTOSU)
3.Köprü inşaatının yok ettiği 3 milyon ağaçla sınırlı kalacağını söyleyenleri, yok ettikleri ağaçların ortasına yatırıp yakmalı. Çünkü, yalanlarının ne olduğunu görmek için, Katliamlar Prensi Demirel'in koministlere küfrederek karşı çıktığı köprüsünün öncesi, sonrası ortada. Umarım tarihte görülmemiş büyüklükte Boğaz'ın üstünden geçecek Tsunami'yle yerle bir olacak 3. Köprü'yle birlikte tüm villarının da yok olduğu, geriye sonrasıyla ilgili rant alanlarının çıktığı fotoğrafları görmeyiz. Çünkü, insanlık henüz olması gereken tepkiyi ortaya koyamadı bunun için.
1999: Antalya'da Topkapı Palace'ın arkasındaki ormanlık alanın tahsisi için başvuru reddedildi. Bir yıl sonra yangın çıktı, o alan MNG'ye verildi.
YAĞMLANAN KIYILARDA MNG ESERLERİ VE TALAN İMPARATORLUĞU MERKEZİ
2006: Bodrum'da MNG'nin iki şirketine ormanlıkta otel izni verildi. Bir yıl sonra yangın çıktı. MNG aynı bölgede koyu toprakla doldurdu.
MNG HOLDİNG OTELİNİN YANINDAKİ ORMANIN 200 DÖNÜMÜNÜ GOLF SAHASI İÇİN MÜLKİYETİNE GEÇİRDİ
Turizmin gözbebeklerinden Bodrum'da geçtiğimiz yıl yetkililerin "Kesinlikle orman kalacak" diye açıkladıkları yanan ormanlık alanın, ikisi MNG Holding bünyesinde, toplam 3 şirkete otel için tahsis edildiği ortaya çıktı. Tahsisten bir yıl sonra ormanda yangın çıkması, kafalarda soru işaretlerine neden oldu. MNG bir süre önce aynı yerdeki koyu toprakla doldurmuş ve olay ortaya çıkınca "Cezası neyse öderiz" demişti. MNG'nin 1998'de Antalya'da Topkapı Palace'ı yaptığı alanın arkasındaki ormanlık alanın tahsisi için başvurduğu, ilk anda reddedildiği ortaya çıktı. Bir yıl sonra ise bölgede çıkan yangında ormanlık alanın bir kısmının yandığı ve bölgenin MNG'ye tahsis edildiği belirlendi. CNN Türk'te şirket adına yayınlanan yeşil-doğa dostu reklamı hepimiz hergün izliyoruz. Ne kadar ironik değil mi! O reklamla bizlere hergün küfrediyorlar aslında. Doğanın da sizin de ananızı belleriz, bunu da size bu reklamlarla yuttururuz diyerek.
AĞAOĞULU'NA PEŞKEŞ ÇEKİLEN BOĞAZ
AĞAOĞLU'NU ANADOLU TOPRAĞI DA ALLAH DA DOYURAMAZ
17-25 Aralık'ın aktörlerinden birisi de bu adam. Ancak, adama Allah ya yürüm kulum dediği için, Yürütmenin Başı'nın korumasında yürüyür.
Yakılan, yok edilen 2B ormanlarının uçaktan çekilmiş fotoğraflarına baktığınızda aşağılık açıklamalarla gizlenen gerçeği görürsünüz. Hiçbir bilgi, hiçbir kültür, hiçbir insani birikimi olmayan talancılardan siz daha ne bekliyorsunuz. Soluduğumuz havayı, içtiğimiz suyu, bizi besleyen toprağı peşkeş çekerek yok ederken, sefilliklerini var etmelerinden başka.
İktidarın, geçmiş iktidarlar döneminin iki Başbakanı Menderes'le Özal'a sahip çıkmalarının, onların öldürülmelerine yaktıkları ağıtlarla yazıklanmalarının bir tek nedeni var; talanın, yıkımın bir süreliğine kesintiye uğramasından dolayı.
Menderes'li dönemle başlamıştır doğa, çevre katliamları. ABD’den getirtilen DDT’yle tarım, ziraat, hayvancılık kısaca fauna-flora zehirlenerek öldürüldü, İzmir'in Kordon boyunu betonlaştırıp, İstanbul'a Hilton dikerek ülkenin betonlaştırılmasını işaret fişeği çakıldı Menderesler’le. Ankara'ya ilk Gökdelen dikiminin temelini atarak Bulvar’ı betona boğan aşağılık uygulamalarıyla.
Arkasını getiren Özal'da tüm kıyıları, Boğaz'ın iki yakasını 12 Eylül Faşistleri mafyacı holdinglerle onların ortakları politikacılar, paşalar, polislerle sürdürmüşlerdir bu yıkımları bugüne kadar.
Askeri faşist cunta hükümetleriyle yükselişe geçen bayrak korumalı, korunmalı köşkler, villalar, plazalar, otellerle dolduruldu Boğaz'ın iki yakası ve tüm ülkenin kıyılarını.
Ancak Radikal Demokrasi hedefine kilitlenerek bu alçaklça katliamlara karşı koyabiliriz.